"kitaplı" bloggerlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"kitaplı" bloggerlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kas 2013

Bir Öğretmen Şair Yazar Blogger ve bir Karikatürist Blogger Başarıları.....(4)






"Nedir şiir?
Yüzyıllardır cevabının verildiği sanılıp üstünkörü geçiştirilmiş parlak cümlelerin yaldızlı ışığının bulanıklaştırdığı bakışları şaşırtmak pahasına soralım.
Nedir şiir?
."


Dün  Dünya Çocuk Hakları Günü yazım için mola verdiğim "kitaplı" bloggerların dedikodusuna, Polat Onat ile devam ediyorum...

Esas mesleği öğretmenlik olan Polat Onat'ın 4 kitabı yayınlanmış...
.
1) SON 2009'da

SON

2) İHTİYARIN VEFATI 2011'de 


İHTİYARIN VEFATI

3)  İNTİHAR ETMİŞ BİR TAŞRA BERBERİNİN ŞİİR KİTABI VE ÖNSÖZÜ 2012'de 

İNTİHAR ETMİŞ BİR TAŞRA BERBERİNİN ŞİİR KİTABI ve ÖNSÖZÜ

4) DİAS'IN MACERALARI: ŞİİR MADALYONUNUN GİZEMİ 2013'de 

DİAS'IN MACERALARI: ŞİİR MADALYONUNUN GİZEMİ


Ben, Polat Onat kitaplarından,   İNTİHAR ETMİŞ BİR TAŞRA BERBERİNİN ŞİİR KİTABI VE ÖNSÖZÜ kitabı üzerine bir şeyler söylemek istiyorum...

Polat Onat, imzalı kitap meraklısı... ve yine imzalı kitap peşinde olduğu bir gün sahafta Adem Yoksun adlı bir berberin şiir dosyasına rastlar. Bu dosyayı okuduğunda çok heyecanlanır ve yayınlatmak için teşebbüse geçer ve de başarır...

İntihar Etmiş Bir Taşra Berberi'nin yani Adem Yoksun'un ağzından yazılmış olan Önsöz bldiğimiz öyle bir veya iki sayfalık alışılmış bir önsöz değil... kitabın bütünü ve hem ön hem de son söz toplam 106 sayfa....

Alışılmış kalıpların dışında... bir roman veya şiir kitabı okur gibi hissetmekten ziyade bir felsefe kitabı niteliğindeki sorgulamaları içerisinde, yaşamın labirentleride oradan oraya savrulduğumu hissettim....  bazı anlar oldu elimden bıraktım çünkü yordu beynimi ama duygularım beni geri döndürdü.... 

belki de bu üslubu kitabı bitirmeme sebep oldu.... son sayfalar geldiğimde... yani şiirler kısmına ki bu aslında kitabın sadece 44 sayfalık bir bölümü... işte o bölüm.... apayrı bir şey... anlatılabilir mi? en azından benim kabiliyetim anlatmaya yeterli değil.. kendiniz okumalısınız....

Polat Onat'ı bu kitap nedeniyle özellikle tebrik etmek istedim çünkü insanlar, kolay kolay tanınmayan bir ismin, bilinmeyen bir eserini halka mal etmek adına böyle uğraşmazlar....

Polat Onat'ın kendi eserleri ile ilgili detaylı bilgilere kendisinin Polat Onat adlı blogunda ulaşabilirsiniz...

ama ben kendi düşüncelerimi belirtmezsem içim rahat etmeyecek...

Bir öykü okuyacaksınız bir kitapta ama her kısım, her paragraf bir şiir olacak....
Alışılmış kalıplara meydan okuyacak....
Beyninizde ince kıvılcımlar çaktıracak, 
Duygularınıza eşlik edecek.....
Gönlünüze yoldaş olacak

4üncü kitabını okumadım... eleştirilere göre diğerlerinden daha farklı ... okuyunca bir kaç söz buraya eklerim... ama okuduklarımla;

Ben Polat Onat'ın iz bırakan bir sanatçı olarak kabul edileceğine inanıyorum....

yarın bir başka "kitaplı" blogger ile devam etmek üzere veda etmeden önce bol ödüllü bir "karikatürist" blogger sanatçımızın son başarısını da kutlamak istiyorum...


Kürşat Zaman...


3 karikatür ile katıldığı, İzmir Kuş Cenneti Karikatür Yarışması'nda aşağıdaki karikatürü ile 1inci oldu.... diğer karikatürlerini görmek için  buradan....





iyi ki bu sanatçılarımız var.... değil mi?


yarın tekrar görüşmek üzere....





19 Kas 2013

Bir Blogger Aşk Doldurdu Kitabına Ben de İçtim...(3)





Aşk öylesine bir efsane ki....  yaşamadan olmuyor... yaşayınca da olmuyor.... yine de  dünya "aşk" üzerine kurulu.... 

bir yabancıya aşk özlemiyle dolu platonik bir bakışla başlar her şey...
"....
ansızın...
bir bakışla girdin gözlerime
ardından kanımda, canımda, her anımda....
hayatımda
hep sen oldun işte...
..."

sonra dünyanın merkezi oluverir o yabancı...

"...
ne kadar farklısın diğerlerinden
Bambaşkasın
Bir anlatabilsem seni sana
..."

bilemez o yabancı duygularımızı.... .
"....
Hiç fark etmedin beni,
Ben kendimden geçmiş bir hal içinde
Rüzgarına tutunmuştum.
Ellerine dokunur gibi...
Tenine dokunur gibi...
Bir sen kalmıştın
Her şeyi silip atmıştım
O an orada
..."

yavru kediler gibi bakar içten içe yalvarır dururuz....

"anla... anla... anla....
susuşlarımdan anla!
düşlerim çocuklaşıyor seni görünce
seni görünce titreyişimden anla
sevda kayıp bir elmas
aşk yasaklı kelime
seni saklayışımdan anla
cesaretim yitik
söyleyemese de dilim
......"

bazen varlığımız fark edilir, tebessümle kıvrılır dudakları...
"...
Sımsıcak bir tebessüm
Huzurumun tarifi
Dudaklarının
Dudaklarıma hükmetmesi;
Rüya gibi
...
"
Başkalarıyla güle oynaya sohbetinde içimiz daralır...

"kimse bakmasın sana 
ve bakışların dokunmasın benden başkasına
..."
isteriz.......


veee.....bir gün yabancı için yabancı olmaktan çıkarız.... bir rüyada yaşamaya başlarız...

"yapamazsın!
Asla silemezsin ellerindeki izimi,
sökemezsin dudağına bıraktığım
aşk eseri buselerimi"

ma bir gün gelir....ve.... rüya kabusa dönüşür....

"bu basit bir gidiş değil
gölgen bile siliniyor yeryüzümde
o derece
içimde beliren bir Pollyanna
iyi niyet aşılasa da bana
mazeretlerin olduğuna inandırsa da
gerçeği duyduğumda yanılıp
yanıldığım için mutlu olacağımı sansa da
gerçek o kadar şiddetli ki bu kez!
..."

dünyamızın merkezi çöktü... yaşamıyoruz ki artık.... içimizde yükselen öfkeyle karışık bir hüzün....

".....
düş kırıklıklarımın başrolüsüsün artık
yıkılan hayallerimdeki en önemli rol senin
içimdeki burukluk
ve geceler dolusu hüzün
hep senin maharetin
se ne yetenekliymişsin meğer
geç fark ettim
..."

her aşk hikayesinin her evresinde şiirler vardır... bizim duygularımızı dile getiren... kendi kelimelerimiz olup çıkan.... işte Erdi Karadeniz de böylesi bir şair.... yukarıdaki, şiirlerden kırpılıp alınmış dizelerin sahibi.... ve o da bir blogger....

Arkadaşım griple yarenlik  ederek "kitaplı" bloggerların dedikodusunu yaparken,  bu AŞK insanı Erdi Karadeniz'i unutmak olamazdı...

İlk kitabı olan Pesimisyon - Aşk Yasaklı Kelime kitabı,  Erdi Karadeniz'in  "AŞK" üzerine   şiirlerleri ve kısa kısa "deneme gibi hikayeler" diye adlandırdığı minik hikayelerinden oluşuyor.... 

Bu keyifli kitap için  "aşık duyguları cep kitabı"  demek geliyor içimden... çünkü "aşık" olan birisinin aşık olduğunu hissettiği andan aşkın bitişi sonrasındaki rehabilitasyon(!) dönemi dahil yaşayabileceği tüm evrelerde yaşayabileceği her türlü duygu şiir ile dile gelmiş;
aşk özlemi... aşk hüznü... aşk mutluluğu.... aşk ayrılığı.... yaşanmasına izin verilmeyen aşklar... tüketilen aşklar... sahip çıkılan aşklar......aşk aşkı...    gibi...
ama bu kadarla da kalmamış... 
sevilenin eylemlerinin sevenin ruhunda ve hayatında yarattığı etkileri de dökmüş dizelerine ... 

bölüm başlıkları bile şiirsel;
- anlam kazanıyordu aşk; aşklandıkça ben onunla 
- hayata anlam katanlar da var, anlam çalanlar da
- gitmek bir fiil değildir yalnızca
- hüzün; çekiştirme saç diplerimi

"Deneme gibi Hikayeler" bölümü ise yaşamın geneline laf atmaya başlıyor.... nokta atışları... uzatmadan... küt diye... 

Şiirlerindeki duygusallığı "deneme gibi hikayeler" de de buluyorum...

Ben elimden bırakamadan okudum ve bittiğinde; yüreğimde sayısız umut kuşlarına yer olduğu, daha iyi bir insan olduğum ilk gençlik çağlarımın duygusallığı içindeydim...

"bu da yapılır mı be Erdi? açılır mı böyle eski defterler...." deyiverdim kendi kendime.....   "asla geçemez" denilenlerin geçtiğini "asla unutulmaz" denilenlerin unutulduğunu, "asla yapmam" denilenlerin yapıldığını....  düşündüm bir süre...   insan evladı işte...  yaratılıştan beri aynı dik kafalı, iflah olmaz mahlukat... başka nasıl olması beklenir ki....

Ama tüm düşündürdüklerine ve anımsattıklarına rağmen günüm çok keyifli geçti Erdi'nin o güzel dizelerinin etkisiyle .. 




Bir an önce ikinci kitabını da yayınlaması dileklerimle, size aşk dolu kısa bir Erdi Karadeniz  şiirinden biraz alıntı ile bitireyim...;

Kaç kişilik yaşadık bu aşkı biz?
Kaç kişiyle yaşadık;
Kaç kişiye rağmen yaşadık!
Ve ben tüm bunlara rağmen
Kaç yıl ses çıkartmadım...
Bir düşün!
Seninle mutluluğum 
Kaç kişinin mutluluğuna bağlıydı?
Kaç kişinin insafına kalmıştık?
Ve onlar neden hep insafsızdı?
Neden hep insafsızdın bu kadar;
Bana karşı?

yarına diğer "kitaplı" blogger yazarlarımızla devam etmek üzere hoşca kalın....











18 Kas 2013

Kitaplı bloggerlara devam ediyoruz efem....(2)




Dün Hasan Saraç kitapları ile ilgili  düşüncelerimi yazmıştım....

Bugün Vladimir'in Derdi blogu yazarı Deniz Moralıgil  ile ilgili devam etmek istiyorum....

Deniz Moralıgil ilk kitabı olan Göge Falı'nı yayınlamadan önce de öyküleriyle defalarca ödüller almış ve blogu ilgiyle izlenen bir blog yazarı... Gölge Falı ardından, İzmir Kanguru Sanat Merkezi yazarlık bünyesinden çıkan “Aslolan Edebiyattır” Grubunun ilk Ortak Kitabı olan Aykırı Kuş kitabında da Deniz Moralıgil ‘in 4 güzel öyküsü de yer almakta…  




Deniz Moralıgil, Gölge Falı kitabına başlarken V. Paskov'un "İsimsiz Korkular Sözlüğü" nden bir alıntı koymuş:

".... Mazide kalmış kentleri, bir daha göremeyeceğin insanları unutmanın zamanı geldi. Sesini duyurmak istiyorsan, geçmişini tekrar etmekten vazgeç. Düşlerinde karşılaştığın hayallerinde yaşattığın kişileri anlat; ete kemiğe bürünmelerine, nefes almalarına izin ver."

ve kitabında yer alan öykülerinde de bunu uygulamış....

Resimlere öyküler bezemiş.... birbirinden çarpıcı gerçeklikte..... çok tanıdık... çok bildik...  ama bir o kadar da bizden uzak iç dünyalarla bezenmiş öyküler....

Şiirsel bir akıcılık  var büyük kısmıyla....  yazılamamış mektuplar dile gelmiş... insan ruhunun derinlerine saklanmış izlerin yüzeye vuruşu yansımış dize biçimli satırlarına...  isyan edilen, eziyeti çekilen tüm kötülüklerin ve zorlukların gölgesinde var olmaya çalışan düşler, umutlar işlenmiş ince ince bazen de gürüldeyerek, bazen bir şamar gibi.....

Gölge Falı kitabındaki  "Çilek" adlı kısa öyküsünü okuduğumda, bu öykünün kahramanının yaşadığı duyguların benzerini, kitabın içindeki  her bir hikayeyi okurken benim de yaşadığımı farkına varmak benim için ilginç bir deneyim oldu.  Tanıdık... bildik... çilek kokusu geliyor... bekliyorum çilek gelecek... ona dokunacağım.... ama çilek gelmeden yanımdan geçip gidiyor kokusu....

Gölge Falı, Deniz Morlaıgil'in ilk kitap deneyimi, ama duygu dolu bir yüreğin ve analizci bir beynin kurgularını taşıyan bir usta kalemin eseri....  Aynı yaşamlardaki farklılıkların, farklı yaşamlardaki aynılıkların ironilerinde devr-i hayat...    

Öylesine etkisi altına alıyor ki... kitabı elinizden bıraktıktan aylar sonra bile duyduğunuz / gördüğünüz bir kelime, bir görüntü bir yüz, bir eşya, bir koku... herhangi bir şey.... size onun hikayelerinden birisini anımsatıyor....  

Gururlanıyorum her anımsayışımda böyle bir blogdaşım olduğu için....  

Yeni kitaplarını büyük bir merakla bekliyorum.... 

Dün de belirttiğim gibi fazla uzun bir yazı olduğu için bölüp parçaladım .... bugün de burada bitiyorum...yarın yine devam edeceğiz...








17 Kas 2013

Pazar Tembelliğinde "Kitaplı" Blogger Yazarlar Dedikodusu....








Uzun süredir şöööyle bir pazar günü keyfi yapamadığımı farkettikçe Pazar günleri sendromu yaşar olmuştum ki, beni hiç bir kış yalnız bırakmayan sürekli yanımda olmaya gayret eden kadim dostum Grip imdadıma yetişti.... ve ben Pazar günü şanına uygun olarak yatağımda gevşek gevşek tembellik ediyorum... elbette sevgili dostum Grip'in aksırık ve tıksırık sohbetleri eşliğinde....

Uzun süredir özlediğim Pazar günü tembelliği ile uzanmışken, yine uzun süredir yapmak istediğim bir başka şeyleri daha yapayım dedim... bloguma selam vereyim... hasta olduğunda şımarıklıktan inleyenler gibi değil ama ilgi arayan kedi misali mırıl mırıl bir şeyler yazayım istedim... 

Bildiğiniz gibi sosyal medya günümüzün en etkin güçlerinden birisi olarak kabul ediliyor... Blog denilen olgu ise sosyal medyanın en etkin gücü bence...  bir süre önce sevgili Bolat' benimle yaptığı "Bloggerlar Dünyayı Değitirebilir mi? " başlıklı röportajda izah ettiğim gibi, ben  sosyal medyanın en büyük gücünün bloglar olduğuna inanıyorum. Durum böyle olunca da, elinde böylesi bir güç bulunduran blogları dikkatle takip etmekten kendimi alamıyorum...

Bazı bloggerlar bana çok özel geliyorlar...  çok başarılı işlere imza atıyorlar.... ama bunların içinde de bir ayrı özel gurup var ki onlara hayranım.... bunlar  yazmayı hem seviyorlar hem de yazmayı iyi biliyorlar....  yazmaya öylesine gönül vermişler ki tüm zorlukları göze alarak  kitap yayınlama gibi zorlu, masraflı  ve cesaret isteyen bir işe kalkmışlar... kitapları iyi satılıyor... bir çok kişi alıp okuyor...  başarılılar...

Ama dikkatimi çeken bir başka nokta var... ya diğer bloggerların çok azı bu bloggerların kitaplarını alıp okuyor.... ya da çok azı bloglarında bu kitaplardan bahsediyorlar...  Kitap yorumu yayınlayan blogların bile büyük kısmı blogger arkadaşların kitap yorumlarına ve isimlerine yer vermiyorlar....

Bir kitap yazmak uzun emek istiyor... bastırmak uğraş istiyor... bir kitabın basılarak satışa sunulması ile de iş bitmiyor.... duyulması bilinmesi gerekiyor ki satın alınsın okunsun.... 

Bir blogger bir blog açtığında varlığını duyurmak için ne emek veriyorsa (blog blog dolaşıp "ben de buradayım" diye duyurduğu, çekilişler, v.s. yaptığı gibi) bunu birkaç bin katı ile çarpmak gerekiyor.... çok emek istiyor çoookkkkkkk....  

Sanatçı çok nadide yetişen bir çiçek gibi... herkes sanatçı olamıyor...  bir sanatçı ortaya çıktığında öyle hemen bilmek de mümkün olmuyor... bir türlü birisinin bilmesi ve duyurması gerekiyor.... varlığından haberimiz olmayan bir sanatçının eserlerinden nasıl yararlanabiliriz ki? Bir sanatçı eserlerinin geliriyle karnını doyuramazsa nasıl eser vermeye devam edebilir ki? Nasıl daha güzel eserler verebilir ki?  

Sanatçıların olmadığı bir dünya nasıl bir yer olurdu düşünebiliyor musunuz? 

Daha güzel yarınlar için, elinde sosyal medya gücünü bulunduran bloggerların, "tanınmış" sanatçılara destek verdikleri kadar yolun başındaki sanatçılara da tanıtımları ve eleştirileriyle destek vermeleri gerektiğini düşünüyorum.... hele bu sanatçılar zaten tanıdığımız, bloglarını zevkle zlediğimiz blogger arkadaşlarımızsa...   

Mesela bir Hasan Saraç....  tam 3 tane kitabı var 4üncüsü yolda... Çarpraz Oyun, Zaman Gezginleri ve 13 Saat+1 Ömür kitapları yazarı Hasan Saraç....

Hasan Saraç kitaplarını okuduğumda Hasan Saraç'ın yaşamı bir "gri" alan olarak gördüğünü ve bunu ön plana çıkarttığını düşündüm.... "Mutlak" tabir edilenlerin her birisinin "mutlak" olmaktan ne denli uzak olduğunu ince ince dokuyarak, "gizem" büyüsüyle süsleyerek aktarmış....  Gerçek yaşamda uzun zaman dilimlerine yayılan bu değişimleri Hasan saraç kitaplarının kahramanlarına  "bir an" içerisinde yaşatarak,  dün "mutlak"olanların bugün ve yarın içerisinde nasıl farklı olduğunu vurgularken bir yandan da değişmeyen "insan" değerlerini akıcı bir şekilde vurgulamış....  

Tutucu bir dağ köyü gelenekleriyle büyümüş bir insanın bir gün, zorunlu bir nedenle, köyden İstanbul'a, New York'a , Londra'ya gitmesi ile Hasan Saraç kahramanlarının yaşadıkları birbirinden çok farklı değil aslında... çünkü bildiği her şeyi geride bırakıp yepyeni bir yaşam biçimini ve yepyeni değerleri kabullenmek zorunda... Önce "alışılmışın kaybı ile yaşanan" büyük bir boşluk ve bu boşluğun doldurulması süreci....   Ama herşeye rağmen aynı kalan duyguları.... kişiliğinin özü.... insan değerleri.... sevgi, aşk, nefret, özlem, arkadaşlık, dostluk, acıma, korku, endişe.... gibi.....

Hasan Saraç kalemini ustaca kullanmış... akıcı ve gizemli ama yumuşak kurgusu ile hem dinlendiren hem düşündüren, hem de çok şeyleri sorgulatan bir yazar....  ben kitaplarını okumaktan büyük keyif aldım..... Özellikle gizem ve insan psikolojisi üzerine okumayı sevenler büyük zevk alacaktır... bir de benim gibi "dayatmalar"dan nefret edenlerle  "her şeyin hep aynı kaldığını" düşünenlerin okumasını tavsiye ederim....




Çapraz Oyun kitabında, Hasan Saraç, yaşamı boyunca içinde biriktirdiği tüm sosyal mesajlarını, sistem ve geleneklere olan  isyanlarının tümünü paçal etmiş sonra yeniden biçimlendirmiş ve insanın bir solukta keyifle okuyacağı bir roman halinde kusmuş....  




Zaman Gezginleri Kerim ve Sibel  ise ölüm-yaşam-gerçekler üzerine bir sorgulama.... bu kitabında sistemden ziyade bireylerin algılamaları ve duyguları ön plana geçmiş....  yaşamın kendisi, insan duyguları ve düşüncelerin boyutlandırılması.... yine gizem dolu bir hikaye içerisine enjekte edilerek keyifli bir roman haline dönüşmüş.... ve Hasan Saraç  Zaman Gezginleri'nin devamının geleceğinin müjdesini vermiş....




13 saat+1 ömür, diğer romanlarından farklı bir özelliğe sahip. Hasan Saraç, "ortak roman projesi" adını verdiği bir proje koydu ortaya... Bu projeye göre, arzu eden her okuyucu bu romanın oluşmasına katkıda bulunacaktı. Bir gurup çalışması ile bir roman oluşturulacaktı. Alışılmışın dışındaki bu çalışma oldukça ilgi gördü ve gelen tüm katkıları paçal ederek kendi uslubu ile bir roman oluşturdu.....   insanın düştüğü ani boşluk duyguları üzerine inşa edilmiş keyifli bir roman...  

Farklı hikayeler, farklı mekanlar, farklı kahramanlar, farklı gizemler, farklı kurgular ama aynı güzel ve akıcı uslüp.... okunası romanlar.....



fazla uzun olduğu için yazıyı bölüp parçalayıp yayınlamaya karar verdim... o yüzden yarın diğer "kitaplı" yazar bloggerlarımızla devam etmek üzere hoşça kalın efendim......








Bunlar da ilginizi çekebilir...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...