17 Şub 2017

38 günlükten 83 yıla ve havsalamın ötesine genişleyen yelpaze...





Van'da.. ülkemin doğusunda.... annesinin yanında, annesinin sevgilisi tarafından 38 günlük bir bebeğe taciz ve tecavüz ediliyor... öldürülüyor...

Bolu'da... ülkemin batısında...uyuşturucu müptelası komşu genç  83 yaşında bir kadına tecavüz ediyor.... boğarak öldürüyor...

Karaman'da 10 erkek öğrenci cinsel istismara uğramış...

Bingöl'de 40-45 yaş arası 7 esnafı  13 yaşındaki erkek çocuğuna taciz...

İzmir'de arkadaşının dedesi tarafından cinsel istismara uğrayan çocuk kalp krizinden hayatını kaybetti...

Zonguldak Çaycuma'da baba kızına 3 yıl cinsel istismarda bulundu....

Bolu Mengen'de 16 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulunan baba....

Siirt'te 15 ve 14 yaşlarındaki iki kızına tecavüz eden baba...

Antalya'da 20 yaşındaki kızı H.E.'ye tecavüz ettiği ve kızından olan 3 bebeği öldürdüğü iddiasıyla gözaltına alınan 46 yaşındaki E.E.'nin emniyetteki ifadesi dehşete düşürdü.

Muğla Dalaman'da orta okul öğrencisi engelli kıza 15 yaşındaki çocuk arkadaşlarının yardımıyla tecavüz etti...

Samsun'da hasta bakıcı refakatçı kadına tecavüz etti...

Antalya'da Yavru kediye tecavüz edip bıçakladılar....

Muğla'da kediye tecavüz ettiler...

İstanbul'da kediye tecavüz ettiler....

Ankara Polatlı'da yavru kediye tecavüz...

İstabul Kağıthane'de yakaladığı köpeğe tecavüz etti....

Örnekköy'de sokak köpekleri barınağına giren bir takım kişiler 6 köpeğe tecavüz etmiş... 3 köpek ölmüş... 3 köpek ameliyatlık olmuş...

Manisa'da tecavüz ettikleri köpeği ağaca asıp öldürdüler...

Bursa'da kayınpederinin ördeğine tecavüz etti...

Tekirdağ'da hastasına tecavüz eden doktor...

Adana’da 16 yaşındaki H.P.’nin polisler tarafından tecavüze uğramasının ardından açılan davada tecavüz edenler serbest bırakıldı.

Kayseri'de Cansel Buse K'ye tecavüz ederek onu intihara sürükleyen evli ve 2 çocuk babası matematik öğretmeni...

Çorum'un merkeze bağlı Büyükdüvenci Beldesi'nde geçen yıl Ekim ayında meydana gelen olayda iddiaya gör A.Ş. adlı kıza babası, amcası ve ağabeyi tecavüz etti.


Sayfalar yetmez hepsini sıralamama... Bütün bu tecavüzlerin sonunda kaç tanesi vicdanları rahatlacak cezalar aldılar?????

Beyinlerini cinsel dürtülerine esir etmiş olanlardan....en ilkel duygularını kontrol edemeyecek kadar oto kontrol geliştirememiş okullu/okulsuz cahillerden... ve (onlarla aynı olduklarından) tecavüzcüleri koruyan/tecavüzcülere hak veren zihniyetlerden....  ne bekleyebiliriz???

Tecavüzler sadece cinsel saldırı ile mi sınırlı???

İlkel dürtüler sadece cinsellikten mi ibaret???

İlkel egolar yüzünden işlenen cinayetler... ayakları kaydırılan meslektaşlar... başkalarının haklarına göz dikmeler... yalanlar... dolanlar...üçkağıtlar...

Sadece BEN... BENden öte hiç bir şey uğrumda değil...bencilliği....

Yaşamın her alanında, her konuda, tüm sosyal katmanlarda her tür tecavüzü hep beraber her gün yaşamıyor muyuz? Ve tüm bu tecavüzlerin izleyicisi olmuyor muyuz? 

Hem de...

Tüm etik kuralları... tüm dinlerin öğretilerini... tüm insanlık kavramlarını... tüm yasaları... tüm özgürlük ve insanlık hakları beyannamelerini... tüm çocuk haklarını... tüm hayvan haklarını... tüm 'birlikte yaşama' kurallarını... herşeyi... ama en önemlisi de kendimize olan saygımızı ve vicdanımızı... yok sayarak.....

Merak ediyorum... gelişmek yerine ilkel insana mı dönüşüyoruz???

Çünkü gelişmiş bir medeni yaşam ilk önce OTO KONTROL, yani ilkel dürtülerin azami oranda TÖRPÜLENMESİNİ gerektirmez mi???










2 Şub 2017

Evet - Hayır oyunu...


Erkan Yolaç ile Evet - Hayır oyununu izlemek çok keyifli olurdu...
Oyuncuları sahneye mehter marşı ile çıkarırdı.. çünkü seyirciler arasından rastgele seçtiği kişiler heycanlı olur sahneye gelmek ister ama beri taraftan çekinirlerdi... Oyuncu sahnede olduğu süre içinde  muhteşem enerjisi ve güzel Türkçesi ile son derece hızlı konuşan Erkan Yolaç karşısında EVET ve HAYIR sözcüklerini kullanmamalıydı... Sonuçta kazanan da kaybeden de İzmir Marşı'nın coşkulu melodileri eşliğinde koşar adımlarla inerdi sahneden...




Yeni Anayasa'nın referandum oylamasına gitmesi gündeme geldiğinden beri öyle bir hale geldik ki...
EVET demek isteyenlerin de HAYIR demek isteyenlerin de üzerinde garip bir baskı var...
ama insanlarla konuştuğunda büyük kısmı,kendisinin ve çocuklarının yarınlarını biçimlendirecek olan bu anayasa maddelerini okumamış bile... ama kendi kararını verdiği gibi bir de çevresini zorluyor... EVET de... HAYIR de... diye...

Bu nasıl bir anlayıştır... bu nasıl bir insanlıktır... bu nasıl bir vatandaşlıktır... bu nasıl bir toplum anlayışıdır.... bu nasıl bir CEHALETtir...

Ben çözemedim....

Sanki Erkan Yolaç'ın EVET-HAYIR oyunu oynanıyor ortalıkta... tek bir farkla EVET ve HAYIR kelimelerinden bir tanesini seçip kullanacaksın... diğerini kullanmayacaksın... Ama bu oyun hiç keyifli değil... çünkü...

Bu anayasa senin - benim - hepimizin yarınlarını biçimlendirecek... Bu anayasa senin - benim - hepimizin yaşam biçimini belirleyecek... Bu anayasa senin - benim - hepimizin çocuklarının geleceğini belirleyecek....

Erdoğanlar... Yıldırımlar... Bahçeliler....Kılıçdaroğulları... bugün var ama yarın yoklar... ama bu anayasa var olacak.... ve onlar dahil hepimizin ve devam edecek olan nesillerimizin  yaşam biçiminin belirleyici olarak var olacak...

Senin adamın - benim adamım konusu değil bu... hepimizin ve gelecek nesillerimizin konusu bu...

1982 yılında Anayasa yine referanduma açılmıştı ve o zaman da benim milletimin oy kulananlarının % 91.4 lük kısmı Evren Paşa'ya oy vermek adına , içeriğinde ne olduğunu merak bile etmeden 1982 anayasasını kabul etmiş oldu....

Ve bundan sonra sürekli olarak "bu darbe anayasasından kurtulmak gerek"  söylemleri sürerken sayısız sıkıntılar yaşandı... 

Sonrasında 2007 de  sırf bu anaysayı yapan darbecileri yargılamak adına diyerek "YETMEZ AMA EVET"  diyenler bugün pişmanlar....

ANAYASA gibi bir konu, tüm diğer konuların ve taraftarlığın üzerinde.. istisnasız tüm halkın çok dikkatle okuyup anlayıp ondan sonra HÜR vicdan ve AKIL ile oylaması gereken bir olgu...

Hukukçuların, gazetecilerin, siyasilerin ve bilgili her bir bireyin ve organizasyonun bu anayasanın içeriğini halka açık açık anlatması onların okumasını sağlaması gerekir...

HAYIR dersen.... haaa...
EVET dersen.... haaa....
diye aba altından sopa göstermesi değil....

Halkın da gerçekten neyi oyladığını anlamaya çalışması ve okuması gerek... ezbere ben şu partiliyim... ben falanca adama hayranım... yok ben bilmem kimi desteklerim diye bakmaması gerek...

Televizyonlarda tek tek bu maddeler anlatılmalı... içerik halka açık hale getirilmeli... Karşıt düşünceler edep çerçevesi içerisinde - birbirlerinin sözlerini kesmeden yorumlamalı...

VE MEDYA kesinlikle tarafsız bir şekilde bu maddelerin karşıt fikirler tarafından yorumlanmasına izin vermeli...

BU HEPİMİZİN ANAYASASI OLACAK....... VE YARINLARIMIZI BİÇİMLENDİRECEK...

FUTBOL MAÇI DA DEĞİL... PARTİLERİN HANGİLERİ MECLİSE GİRECEK HÜKÜMET OLACAK DİYE YAPILAN SEÇİMLER DE DEĞİL...











24 Oca 2017

KİBİR esir alınca rakiplere gün doğar...




On yılı aşkın bir süredir yüz yüze gelemediğim Güney Afrika Cumhuriyeti'nden bir arkadaşım, bir süre önce iki hafta kadar evimde misafirim oldu. Bunca uzun süre görüşmemiş olunca konuşacak o kadar çok şey birikmişti ki... Veda ederken halen geride konuşulamamış bir çok konu kalmıştı... ama en çok konuştuğumuz, yaşamın her alanında  "etik" sınırlar içerisinde yapılan rekabetin yaşamlarımıza olan katkılarıydı...

Zamanında özgürlük mücadelesinde aktif olarak yer almış olan bu arkadaşımla üzerinde konuştuğumuz konulardan birisi de;  Güney Afrika Cumhuriyeti'nin ilk kurucu partisi yani Nelson Mandela'nın partisi, yani Güney Afrika Cumhuriyeti'ne bağımsızlığı getiren ve ne olursa olsun halkın büyük desteği arkalarından eksik olmayan, her zaman en yüksek oy oranına sahip olan ANC'nin son belediye seçimlerinde belli başlı belediyeleri muhalefete kaptırmış olmalarıydı...

Güney Afrika'nın ırkçı hükümetlerden kurtularak Demokrasi'yi yaşamasına sebep olan organ olarak ünlenen ANC,  her bir seçimde halkın büyük desteğini almanın keyfini yaşarken ne olmuştu da böyle bir sonuçla karşılaşmıştı?

ANC'yi ve özgürlük hayallerini gerçek kılan o yüce gönüllü insanların bir kısmı vefat etti, diğer bir kısmı ise aktif politika içinde yer almıyorlar.

ANC'nin bugünkü liderleri ise, yaygın olarak görevlerini kötüye kullandıkları gibi, seçim vaadlerini de yerine getirmiyorlar. Bugün, ANC'nin yönetim kadrolarında yer alanların büyük bir kısmı pozisyonlarını korumak adına hiç çaba harcamadan söylenenleri/yapılanları takip ediyorlar, diğer bir kısmı ise, yeterlilik ve hizmet aşklarına bakılmaksızın, sırf birilerinin hamiliğinde atanarak pozisyon kapanlardan oluştuğu için yozlaşma had safhalara ulaşmış durumda. Öyle ki, inanılması zor rakamlaraulaşan işsizlikten ve tüm ülkeye yayılmış fakirlikten muzdarip insanların yozlaşmaya olan tepkilerine karşılık alenen "Biz bu savaşa fakir kalmak için girmedik" diyebiliyorlar.

Güney Afrika Halkı 20 yılı aşkın süren ANC liderliğinde,  sonu gelmeyen tüm bu yolsuzluklara, işlerin ve ihalelerin ANC liderlerine yakın olanlara verilmesine ve hemen her alanda kendi ihtiyaçlarına  ilgisizlik ve yetersizliklere seyirci kalmaya zorlandı. 
ANC büyük çaplı sözler vermişti, ancak sözlerini gerçek anlamda yerine getirmedi, aksine fakirler daha fakirleşti ve iktidar zenginleri ve iktidara destek veren eski zenginler daha zenginleşti.

Fakirlerin yaşam standartlarının açlık sınırlarının altına doğru gerilemesi ve devlet servislerinin gittikçe kötüleşmesi veya hiç verilmemesi nedeniyle çok defasında şiddet ve yıkıma yol açan ayaklanmalar oldu.

İktidar partisi ülke ekonomisini esir edip, hazineyi kendileri - kendi aile bireyleri ve yakınları arasında talan ederken, muhalefet belediyeleri değiştirebilmek için büyük zorluklarla, ağır aksak adımlarla çabalamaya devam ettiler.

Kazandıkları belediyelerin servislerini doğru yapmalarına ve destekleyicilerinin sayısını artırmaya odaklandılar. Bunun yanı sıra, iktidar partisinin hastalıklı yanlışlarını da sürekli ortaya çıkartıp halka duyurdular.

Bir diğer faktör de, Güney Afrika nüfusunun %70 lik kısmı 0-35 yaş arasında ve özgürlük savaşı verilen günleri bilmediklerinden ANC ile duygusal bir bağları hiç yok veya çok az.   Irkçı yönetimlerden kurtulmak, özgür olmak uğruna, ANC bayrağı altında toplanarak, işkence ve diğer eziyetleri yaşayanlar ve en sevdiklerini kaybedenler gibi önemsemiyorlar ANC'nin bir zamanlar özgürlük bayrağını taşımış olmasını. Bugünkü gençliğin ezici çoğunluğu "geçmiş geçmişte kalmalı, biz yarınlara hazırlanmalıyız" demekte ve bugün yaşadıklarına bakmakta...  Bu da muhalefeti teşvik ettiği gibi muhalefetin de bu gençleri yönlendirmesini kolaylaştırmaktadır. Güney Afrika gençliği, ülke oylarının büyük kısmı demektir.

Muhalefet partileri, işbirliği ile sahip oldukları belediyeler eliyle servislerini sunmada başarılı olmak için azami gayreti sarf ederken, iktidar partisinin yozlaşmalarını afişe etmeye devam ettiler ve iktidar partisinin abartılı söylemleri altındaki gerçekleri olabildiğince çok kitlelere anlatmaya/göstermeye çabaladılar ki, kitleler düşünmeye ve sorgulamaya başlasın.

Ayrıca, duygusal bağlara sadakatle sarılan yaşlı nesilden ziyade, düşünebilen ve sorgulayabilen genç kesime kendilerinin ve iktidar partisinin yaptıkları her çalışmanın ve söyledikleri sözlerin- vaadlerin ispatlarını sundular.

Eğer muhalefet belediyeleri, seçimlerde verdikleri sözlerini tutabilirlerse ulusal seçimlerin belirleyicisi olacaklar.  

'İsa Mesih gelene kadar yerimizdeyiz' diyen ve rehavet içinde bildiğini okuyan ANC ise, ancak,  bu kibirli duruşunu bir yana bırakarak kendi yanlışlarını kabul eder ve  silkelenirse seçimleri kendi lehlerine çevirebilecekler...

Güney Afrika Cumhuriyeti zamanında ülkenin genç nesli sayesinde özgürlüğüne kavuşmuştu... Irkçı hükümetlere karşı gençler savaşmıştı... Bugün iktidardaki yozlaşmalara karşı yine gençler savaşıyor...

Ama profilleri farklı... Irkçı hükümetlere karşı savaşanlar "özgürlük" uğruna ellerindeki tereyağlı ekmeklerden vaz geçip aç kalmaya razı olan köle gençlerdi... Bugün ANC'ye karşı savaşanlar ise tereyağlı ekmek yemek için halkın yavan ekmeğini gasp edenlerden ekmeklerini geri almak isteyen ve bunu haykırabilen özgür bir gençlik... Ayyuka çıkan yozlaşmalar karşısında bir araya gelebilen ve uzlaşabilen bir muhalefet.. Bu nedenle de halka umut olabilen bir muhalefet... İktidar partisini silkeleyip "kendine gel yoksa İsa Mesih gelene kadar oturmayı planladığın koltuğundan kalkarsın" diyebilen bir muhalefet...

Umut verici bir gelişme...  çünkü...

İmkansızlıklar içindeki muhalefet tek tek yeterli güçte değildi ve bir araya gelmiyordu... bu nedenle şimdiye kadar ANC'nin karşısında ciddi bir rekabet yoktu.. bu da ANC'yi rehavete sürüklemişti... Ama şimdi... kendi yanlışlarını görüp rehavetten kurtulma şansları var...  Muhalefetin de iktidara gelebilme umudunun güçlenmesi ile daha iyiye doğru daha çok çabalaması var... Her iki şekilde de kazançlı çıkan ülke halkı olacak...

Özgür rekabetin ve özgür eleştirinin olmadığı yerde gelişme ve ilerleme olması çok zor... yozlaşmaların ve rehavetin önüne geçilmesi çok zor... Siyasette halk kazançlı çıkıyor... Ticarette üretici ve tüketici... ve ülke güçleniyor... yeter ki rekabet "etik" olsun...  işin içine zorbalık ve hile karışmasın...



 


 

30 Kas 2016

Gri bulutlar altında.....



Üstümde gri bulutlar.... ötelerindeki güneşin aydınlık sıcaklığına perde olan gri bulutlar altında uyanmak bile istemiyor canım... keşke uyuyabilsem onlar çekilip gidene kadar.... yataktan çıkmak bile istemiyorum... garip bir uyuşukluk sarıyor tüm vücudumu tüm benliğimi onların yarattığı loşlukta...  penceremin camlarında o gri bulutlardan dökülen kirli yağmur damlaları dans ediyor alay edercesine sokağa çıkmaktan korkmamla... coştukça coşuyorlar... uzun süredir yatmaktan bedenim yorgun artık... kaslarım ağrıyor... kalkmak istiyorum aslında ama tam tersine....



Yorganı tepeme kadar çekiyorum... o kasvetli loşluğu görmek de, pencereme çarpan kirli gri damlaların gürültüsünü duymak da, soğukta üşümek de istemiyorum...



Saatımın alarmı çalıyor... tam durdu derken... yeniden başlıyor çalmaya... tamamen susturabilmek için yataktan çıkmak zorundayım... Dayanamıyorum daha fazla duymamaya çalışırken yaşadığım huzursuz sağa sola dönüşlere...

Çaresizim... benden başkası benim saatimin alarmını durduramaz ki... benim karnımı doyuramaz ki... benim çocuklarıma bakamaz ki... ben uyanmalıyım... ben ayaklanmalıyım... ben yenilmemeliyim bu kasvete...

Yorganı üstümden atıp çıkıyorum yatağımdan... üşüdüğümü hissediyorum.... perdeyi açıyorum... yetmiyor.... halen soğuk ve gri loşluk içindeyim... odanın ışığını açıyorum... çok şükür en azından odamda bir aydınlık.... üstüme bir sabahlık geçiriyorum... çok şükür en azından bedenimi ısıttım... koridora çıkıyorum...  bu kez karanlık.... koridorun ışığını açıyorum... önümü görebilmenin mutluluğu içimi de ısıtmaya başlıyor...



Işıkları açarak yürüdükçe.... üstümdeki gri bulutların kasvetinden kurtulmaya başlıyorum.... hareket ettikçe... vücudum açıldıkça adeta yaz güneşi doğuyor içimden dışarıya...

Kahvaltımı ederken izliyorum penceremden gri bulutları.... daha bir saat önce hiç dağılmayacak gibi görünen o gri bulutlar seyrelmeye başlıyor... güneşin aydınlık ışınları da bulduğu her aradan yeryüzüne doğru akıyor.... değdiği her noktada karanlık gölgeler kaçışmaya başlıyor....


Güneş balçıkla sıvanamaz diyenler meğersem ne doğru söz etmişler...
Tüm kara bulutlar... tüm gri bulutlar... bir araya da gelse....ve hatta beyaz bulutların tümü de bunlara katılsa.... hiç gitmeyecekmiş gibi griler kaplasa da etrafımızı..... güneşin aydınlığı bir türlü üstümüze iniyor işte...  gölgelerin korkusundan kurtarıyor insanoğlunu.... yeterki bizler gri bulutların kasvetine takılmak yerine aralarından sızan güneşin varlığının farkına varıp yataklarımızdan çıkıp uyuşukluğu üstümüzden atmaya karar verelim...  "Haydi uyan artık" diyen alarmı duymamak için yorganı tepemize kadar çekip karanlıklara sığınmak yerine,  uyanalım... bir anlık üşümek - titremek pahasına da olsa aydınlığa sığınmayı tercih edelim...










Bunlar da ilginizi çekebilir...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...