12 Ağu 2016

Yıllarca tecavüze tüm köy "3 maymunu" oynadı... haberi üzerine...




Internet gazetelerinde dolanırken Yurt gazetesinde bir haberin başlığı gözüme çarptı... 
"ENGELLİ KIZA ÇOK SAYIDA KİŞİ YILLARCA TECAVÜZ ETTİ, TÜM KÖY "ÜÇ MAYMUNU OYNADI" idi başlık... Bence cuk diye oturmuş bir başlık....

Son yıllarda oldukça sık okuyoruz gazetelerde  "uzun süreli tecavüz eylemi" haberlerini.... hepsinde de "üç maymun" oynayan kalabalıklar var....  Her nedense böylesi bir insanlık suçu işlenirken bile, binbir türlü gerekçelerle üç maymun oyunu oynanabiliyor...  başlarının derde girmesinden korkarak "aman bulaşmayayım" diyenler... için için takip etmekten ve dedikodu üretmekten zevk alanlar... duyulursa isimlerine leke gelmesinden korkanlar...  böyle bir olguyu suç olarak görmeyenler... suça iştirak edenler... var da var... söz konusu olan kendi evlatları iken bile "3 maymun" oynamayı tercih edenler bile var...

Sadece tek tek bireylere tecavüzlerde mi??? ne yazık ki değil... Hemen her konuda "üç maymun" u oynayan bir toplum olduk çıktık... 

FETÖ sağır sultanların bile duyabileceği bir gürültüyle devletin her bir organında kadrolaşıyor ama biz "üç maymunuz"... ancak 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleşince bir anda sağır kulaklarımız duymaya, kör gözlerimiz görmeye başlıyor ama, halen FETÖ'nün büyüdüğü köydekilerin dilleri "lal" dudakları "mühürlü"... kulaklar ise duymakta seçici...

O köydekiler aslında tüm diğer köylerde yaşayanların bildiklerinden daha fazlasını gördüler... duydular... ama konuşurlarsa "köyün itibarı" sarsılacak....

Bir tanesi hariç...tüm ülke köylerinden tutuklanmalar, tasfiyeler aldı başını gidiyor... ama o köydekilerden ne tutuklanan var.. ne de tasfiye edilen... 

Tüm diğer köylerden birileri ya biat etmişler Fethullah'a ve FETÖ üyesi olmuşlar ya da FETÖ tarafından kandırılmışlar... dolayısı ile jet hızıyla tasfiye ediliyorlar... göz altına alınıyorlar... tutuklanıyorlar....  yaş ve kuru beraber yanıyor ama "böylesi bir ihanette, böylesi bir travmada bunların yaşanması doğal, adalet saraylarında ayıklanmaları önemli" diyoruz bir ağızdan...

Ama her nasılsa.... AK parti köyünün Ankara ahalisinden kimselere birşey olmuyor... FETÖ onların içine sızamamış.. anlaşılan o ki; içlerinden kimseleri de kandıramamış... ne bir milletvekilini.. ne bir AKP hükümetlerinin herhangi bir üyesini... 

Beri taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki: "Hem Rabbime, hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum" 

Yani... "kandırıldık" diyor... ve FETÖ'ye destek verdiklerini söylüyor...

17/25 Aralık olaylarından sonra FETÖ'ne savaş açtıklarını söylüyor... (Ya 17/25 Aralık olmasaydı???)

Ve... yine herkesin dili "lal" dudakları "mühürlü".... 17/25 Aralık olana kadar FETÖ ve AKP işbirliğinin detayları konuşulmuyor...  17/25 Aralık olaylarının neden patladığı AKP cenahından dürüstçe anlatılmıyor...

Ve.... tüm diğer FETÖcüler, FETÖ işbirlikçileri ve sempatizanlarının peşinde koşulurken... arada masumları da kaynatırken.... TSK nın yapısı değişir, askeri liseler kapatılırken... garnizonların önünde belediye araçları beklerken... meydanlarda millet bekletilirken....  herkes potansiyel FETÖ'cü olurken... meydanlara çıkmayan sanatçılar sosyal medyada saldırılara uğrarken...  AKP yönetimi ve hükümetleri AK KAŞIK... "kandırıldık" dediler, Atatürk posterini astılar... mitinglerinde İzmir bayrağı kullandılar ve AKlandılar...  

Geriye kalan, yetkili-yetkisiz hepimiz de üç maymunu oynuyoruz...  

Tıpkı... edilen yeminlere rağmen, ANAYASA'ya uymak yerine "ben yaptım oldu"lara üç maymunu oynadığımız gibi...
Tıpkı... fiilen yönetim değişmiştir, geriye kalan bu fiili duruma Anayasayı uydurmaktır denildiğinde  üç maymunu oynadığımız gibi....
Tıpkı.... Tıpkı... Tıpkı...

Merak ediyorum... FETÖcü olarak yakalananlar ""Hem Rabbime, hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum, kandırıldım" diye ifade verirlerse... Aklanmış mı olacaklar??? Özgür mü kalacaklar??? 

"Türkiye Cumhuriyeti devletini 15 yıl boyu "şimdiye kadar ki hükümetlerden daha başarılı bir şekilde yönettiklerini iddia edenleri kandırabilen FETÖ....  Cumhuriyet için "90 yıllık reklam arası" dedirten FETÖ... kurumların adından T.C. ibaresinin kaldırılmasına sebep olabilen FETÖ...  Resmi bayramların kutlanmasının engellenmesine sebep olabilen FETÖ.... TSK'nın sırlarıyla dolu olan kozmik odasını deşifre ettirebilen FETÖ.... dünya lideri, BOP eş başkanı, Başbakan ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan Erdoğan'ı bile düzmece Ergenekon/Balyoz v.b. davaların doğruluğuna ikna ederek "bu davanın savcısıyım" dedirtebilen  FETÖ.... bu kişileri mi kandırmaktan acizdi?" diyerek yargılamaya bile gerek görmeden bağışlayacak ve bağrımıza mı basacağız? 

Eğer "kandırıldım" demek yeterli değilse AKlanmak için... ille de deliller bazında yargılanacaklarsa bunlar.. gerçekten kandırılmış olanlar bile mutlaka adaletin karşısına çıkarak bir bedel ödeyecekler ise... ve millet olarak da bunu istiyorsak... hatta meydanlarda "idam" istiyorsak bunlar için... ama konu AKP yönetimi ve hükümetlerine gelince "af" ediyor ve onları demokrasi kahramanı olarak görmeyi tercih ederek üç maymunu oynamayı tercih ediyorsak... 

Yani, tüm ülkeye tecavüz edilirken... yani tüm devlet kurumlarına tecavüz edilirken... yani ortadoğunun bekçisi TSK'ya tecavüz edilirken... yani gençlerimizin çocuklarımızın okul hayatlarına tecavüz edilirken....yani her birimize tecavüz edilirken... buna dur diyebilecek yetki ve yetideki ilgili merciler kendi rızaları ile "üç maymun" oyunu oynamışlar ise...  oynamak istemeyenleri cezalandırmışlarsa... bugün "talimat" alınca kendini tankların - tüfeklerin altına ve önüne atan millet, "saldır" talimatı alana kadar "üç maymun" olmayı tercih etmiş ise... (ya talimat almasalardı ve de darbe başarılı olmuş olsaydı ne olurdu??? 80 darbesi olduğunda ne olmuştu hatırlıyorum da...),  engelli bir kadına tecavüz karşısında köylülerin "üç maymun" olmaları da  bana şaşırtıcı gelmedi...  

Öyle sanıyorum ki "üç maymun" olmaktan kurtulduğumuz zaman şaşıracağım....






6 Ağu 2016

Sormak istiyorum... Farkında mısınız?



Milletin vekilleri'ne sormak istiyorum...
Ankara'da TBMM koltuklarında oturan tüm milletvekillerine sormak istiyorum...
İktidar ve muhalefetin tüm milletvekillerine sormak istiyorum...
Bizlerin adına bu ülkeyi  bu ülkenin çıkarları doğrultusunda daha iyiye taşımak için ortak akıl ile yönetmek ve her bir T.C. vatandaşının her türlü anyasal haklarını korumakla ve gözetmekle sorumlu olan ve bunun için yemin etmiş olan milletvekillerine sormak istiyorum...

Cumhuriyet'in savcılarına sormak istiyorum...
Cumhuriyet'in hakimlerine sormak istiyorum...
Adaletin ve hukukun koruyucuları ve uygulayıcıları olmaya yemin etmiş olan her seviyedeki, her tip mahkemedeki savcı ve hakimlere sormak istiyorum....
Sürülmek, işsiz kalmak, konumunu kaybetmek gibi korkularla üç maymun misali görmeleri gerekene gözlerini yumanlara, konuşmaları gerektiğinde dillerini yutup sessizliğe gömülenlere, duymaları gerekenleri duymamak için kulaklarını tıkayanlara, adalet ve hukuk sisteminin lime lime edilip yerlerde süründürülmesine seyirci kalanlara sormak istiyorum...

Cumhuriyet'in tüm öğretmenlerine sormak istiyorum....
Ana okullarından...üniversitelere kadar... her eğitim kurumundaki, her seviyedeki öğretmenlere ve eğitmenlere sormak istiyorum...  
En kıymetlilerimiz, yarınlarımız olan, emekli maaşlarımızı bile onların üretimleri sayesinde alacağımız  çocuklarımızın, gençlerimizin  düşünce ve davranış hamurlarını yoğurma sorumluluğunu üstlenmiş olan tüm öğretmenlerimize, tüm eğitmenlerimize sormak istiyorum....
Ülkemizin gelişiminde en büyük umutların bağlandığı, gençlerimize felsefi ve bilimsel çalışmaları ve  ötesinde duruşları ile örnek olacak olan doçentlerimize, doktorlarımıza, profesörlerimize sormak istiyorum....
Özel okullarda, kurslarda daha fazla maaş almak için birbiriyle yarışan ama  eğitim sisteminin çöküşüne adam gibi tepki göstermeyen tüm öğretmenlere ve eğitimcilere sormak istiyorum...

Medya patronlarına sormak istiyorum...
Kendi akçeli işlerinin selameti adına.... medyanın esas işlevini yok sayarak... halkın, anayasal haber alma özgürlüğünü yok sayanlara, kendi anayasal basın özgürlüğü haklarını yok sayarak, gerçek haber yapmak isteyen medya çalışanlarının basın özgürlüğü haklarını yok sayarak işten çıkartanlara sormak istiyorum.... 

Kendi kişisel çıkarları veya korkuları yüzünden, gerçekleri halka anlatan, iktidarı ve muhalefeti daha iyi çalışmak için uyaran ve hatta zorlayan, gücünü anayasadan ve dürüstlükten alan ve anayasal haklarına sonuna kadar sahip çıkan gerçek bir Gazetecilik yapmak yerine taraftarlık, çığırtkanlık yaparak, sırtını birilerine dayayarak halkı kandıran gazetecilere sormak istiyorum...

Cumhuriyet'in ticari faaliyetlerinin dümeninde oturan çok büyük şirketlerinin patronlarına sormak istiyorum...
Kendi kurumlarının çıkarlarını korumak adına, her tür iktidar ile barışık yaşamayı tercih eden,  etliye sütlüye bulaşmadan yaşamayı tercih eden, halkın ve ülkenin sorunlarına duyarsız kalan, meydanlara inmeyi bir tek gün bile düşünmeyen güçlü iş insanlarına sormak istiyorum...

Bu ülkeyi ve vatandaşlarını, huzur içerisinde yaşatmakla, içeriden ve dışarıdan gelecek tüm tehditlere karşı uyarmak ve korumakla görevli olduğu halde, görevleri anayasa ve kanunlarla sabit olduğu halde, kendi içindeki hainleri temizlemekten korkan ve hatta hainlerin yerleşmesine sebep olan, göz yuman tüm güvenlik ve kolluk güçleri  amir ve komutanlarına sormak istiyorum...

Cumhuriyet'in sendikalarının, yönetici kadrolarına sormak istiyorum...
Spor kulüpleri kadar dik durmayı beceremeyen sendika yöneticilerine sormak istiyorum.... 80 den bu yana geçen 36 yıllık süreçte halen sendikalarına işlev kazandıramayan ama yönetime gelmek için birbirini ezenlerin oluşturduğu sendika yönetimlerine sormak istiyorum...

TBMM dışındaki partilerin yönetimlerine ve Cumhuriyet'in STKlarına sormak istiyorum...
Amipler misali bölünerek çoğalmak yerine uzlaşarak birleşmeyi, diğerleri ile işbirliği yapmayı beceremeyen siyasi partilerimize, STK'larımıza sormak istiyorum...

Binbir yokluk ve güçlükle ayağında çarıkları bile olmayan şehitlerimizin, gazilerimizin, Atatürk ve Silah arkadaşlarının önderliğinde büyük özverileriyle işgalden kurtarılan bu topraklar üzerinde kurulmuş olan ve bugün her birimizin varlığını borçlu olduğumuz ve hepimize ait olan;
Bu Türkiye Cumhuriyeti, 
Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti,

Yarınlarımızı omuzlarına yüklediğimiz;
Bu Türkiye Cumhuriyeti Çocukları,
Bu Türkiye Cumhuriyeti Gençleri,

Hepinizin bugün olduğunuz konuma sizleri taşıyan sade vatandaşlar....

Darmadağın olurken, karanlıklara çekilirken, liyakat sonlandırılırken, ülke varlıkları ona buna peşkeş çekilirken....  Ve sağır sultan bile olan biteni duymuşken... her köşede fısıltılarla, korkularla şehir efsaneleri haline dönüşmüşken tehlikeler...

sizler nasıl olup da "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" gibilerine seyrettiniz... ???   Nasıl olup da tehditleri yok saydınız???

Yoksa... tüm uyaran cesur seslere ve onların seslerinin kesiliş biçimlerine ve gidişata rağmen hepiniz birden mi "aldandınız" da gözünüzün önünde "takiye"cilerin "takiye" yapmalarına izin verdiniz , PKK'nın palazlanmasına izin verdiniz diyeceğim ama  bir Fenerbahçe, bir Çarşı gurubu spor kulüpleri iken aldatılamadılarsa...lise öğrencileri aldatılamadıysa..."çapulcu" denilen çocuklar aldatılamadılarsa... Barolar aldatılamadılarsa... halkın büyük çoğunluğu aldatılamadıysa... sizler nasıl olup da hep aldatıldınız???  

Yoksa, kişisel çıkarlarınızdan çok daha mı önemsiz, çok daha mı ucuzdu?

Yoksa... gücünüzün ve sorumluluklarınızın farkında mı değildiniz de harekete geçmediniz?

Cevabınızı bilmiyorum....

ama sonuç ortada.... ve bu sonuçlarda hepinizin payı ve sorumluluğu var...

15 Temmuz yaşandı... ve bedellerini hep beraber ödüyoruz ve ödemeye de devam edeceğiz...

içeride;
FETÖ ortada....
PKK ile yaşananlar ortada...
Verilen şehitler...ve aileleri ortada...
Hakları çalınan gençler ortada....
Ilımlı İslam projesinin geldiği nokta ortada....
Mezhepcilik sorunları ortada...
Kürtçülük sorunları ortada...
Alevilerin durumu ortada...
Güneydoğudaki sivillerin durumu ortada..
Suriyeli mülteciler sorunları ortada....
Kapatılan askeri liseler sorunları ortada...
Yap-Boz tahtasına dönen eğitim sisteminin durumu ortada...
!5 Temmuz nedeniyle bir birliktelik görülse de halkın içindeki kutuplaşmalar ortada...
TSK'nın getirildiği durum ortada (özellikle de en fazla güçlü bir TSK'ya ihtiyaç olan bir dönemde)
Adalet sisteminin durumu ortada...
Sınavlardaki hileler yüzünden hak kayıplaına uğrayanların durumları ortada...
Devlet içinde hilelerle, kumpaslarla  işten çıkartılan veya terfi verilmeyen memur ve yöneticilerin durumları ortada....
Medyanın durumu ortada...
Ve ülkede kimsenin kimseye ve hiç bir kuruma güvenemediği de ortada...
Ekonomik sorunlara ve rant sorunlarına değinmiyorum bile...

AB ile yaşananlar ortada...
ABD ile yaşananlar ortada...
Rusya ile yaşananlar ortada...
NATO ile yaşananlar ortada...
İsrail ile yaşananlar ortada...
Suriye ile yaşananlar ortada....
Irak ile yaşananlar ortada...
devamını saymıyorum bile....

ve BOP projesi yapılanması ve planları da ortada...


Ya bundan sonra ne olacak???  

Bütün bu saydığım, saymadığım, bildiğim, bilmediğim sorunlar aşılabilecek mi?

Bu ülke toprak bütünlüğünü koruyarak var olmaya devam edecek mi?

Tam bağımsız ve tam demokratik Laik bir Cumhuriyet için devam mı?

Buna halk adına bu halkın temsilcileri ve önderleri olarak, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da sizler karar vereceksiniz ve bu halkı da sizler yönlendireceksiniz farkında mısınız? 

Sessizliğinizi korumaya devam etseniz bile sessizliğinizle yönlendirmiş olacaksınız... "Bu kadar büyük insan bir şey yapamıyorsa benim elimden ne gelir ki" diyecekler...

Geldiğimiz bu noktada farkında mıyız?






------


Can Yücel  ne güzel de anlatmış...

Farkında Olmalı İnsan

Farkında Olmalı İnsan…
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken ‘Dünya Benim!’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!’ Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.
(Cihangir Gökdoğan'ın seslendirmesi ile dinlemek isteyenler buradan dinleyebilir.)











30 Tem 2016

Bilemedim ben hangisi daha beter...





Güvenmekten korkarak yaşamak mı,
Güvenip de kazıklanmak mı,
daha beter?

Yetersizliğini bilmemek mi,
Yetersizliğini inkar etmek mi,
daha beter?

Kitap yüklenip cahil kalmak mı,
Kitap yüklenmeden cahil kalmak mı,
daha beter?

Yanlış olduğunu bile bile yanlışı devam ettiren mi,
Yanlış olduğunu bile bile yanlış yapanı destekleyen mi,
daha beter?

Kendi fikri olmadan sürülere katılanlar mı,
Kendi fikri olduğunu sanarak sürüleri peşine takanlar mı,
daha beter?

Körü körüne kendini adayan mı,
Kendini para/güç için satan mı,
daha beter?

Her gün eziyet ederek bir insanın hayatını zehir eden mi,
Kafası bozuldu diye bir adamın canına kıyan mı,
daha beter?

Bir dükkanı soyan hırsız mı,
Bir insanın yarınlarını çalan mı,
daha beter?

Aşık olduğuna aşkını gösteremeyen mi,
Sevmediğine aşık rolü yapan mı,
daha beter?

Dereyi geçene kadar sakatlanmış at üzerinde gitmek mi,
Dereyi geçerken sakat atı öldürüp de kendi kulaçlarıyla yüzmeye kalkmak mı,
daha beter?

Kendi çocuğunu korumak adına başka çocukların cezalandırılmasına sebep olmak mı,
Adaletli olmak adına kendi çocuğunun cezalandırılmasına sebep olmak mı,
daha beter?

Kumar oynayıp, kaybettikçe kazanmak umuduyla sürekli borçlanarak devam etmek mi,
Siyasetçi olup da, başaramadıkça  başarmak umuduyla sürekli yön değiştirerek devam etmek mi,
daha beter?

Yıllardır "baba" bildiğin kişinin baban olmadığını öğrenmek mi,
Yıllardır "evlat" bildiğin çocuğunun senden olmadığını öğrenmek mi,
daha beter?

Bizi ve devletimizi korumakla yükümlü olanların, devlet kadrolarının planlı bir şekilde işgal edilmesini bunca uyarıya rağmen, görmemiş-duymamış olmaları mı,
Bize ve devletimize hizmet etmek için seçilenlerin devlet kadrolarına yandaşlarını doldurma merakları yüzünden, uyarılara kulak tıkayarak ve hatta eleştirenleri suçlayarak, devlet kadrolarının planlı bir şekilde işgal edilmesine fırsat vermiş olmaları mı,
daha beter...

Dicle kenarındaki bir kurdun kaptığı koyunun bile kendi mesuliyeti altında olduğunu söyleyecek kadar güçlü olanların burunlarının dibine kadar vatan hainlerinin girmesini yaşamaları mı,
Dicle kenarındaki bir kurdun kaptığı koyunun bile kendi mesuliyeti altında olduğunu söyleyenlerin kudretine güvenerek rehavet içinde uyuyanların uyandıkları kabus mu,
daha beter?


Hem suçlu hem güçlü olmak mı,
Hem haklı hem güçsüz olmak mı,
daha beter?

Düşünüp duruyorum.... bir türlü karar veremiyorum hangisi daha beter?


Ama düşünmeye bile gerek duymadan bildiğim bir şey var;
'EHVEN-İ ŞERREYN' den hayır gelmez...

yani;

öylesine ağır ki yaralarımız.... biz küçük bir dereyi değil büyük nehirleri geçmek zorundayız... bu nedenle... Atatürk ve arkadaşlarının yaptığı gibi.... net hedefler ve net çizgiler gerek.... tavizsiz... dimdik... sağlam atlarla yol almalıyız.... her birimiz ve hep beraber devrimci olmalıyız... tam demokratik, tam laik bir Türkiye Cumhuriyeti için, eğer gerçekten bu ülkenin toprağı ve insanları ile bütünü ise söz konusu olan...  ne AB ne ABD, ne NATO, ne Rusya ne başkası için... sadece ve sadece kendimiz için... kendi ülkemiz için...
ve...
unutmayalım ki, bu noktadan sonra "sehven" leri kabullenmeye ve/ya kabullendirmeye çalışmanın sonucu  bugünleri bile aratır ortamları getirir her birimize ve topyekün hepimize...









22 Tem 2016

Uzaktan seyrediyorum eski aşkımı...



Pencereden bakıyorum ufuklara doğru... Sonsuz gökyüzü ile masmavi Marmara'nın birbirine uzandığı noktada duruyor öylece...iki mavi sevgili arasına girmiş yemyeşil tepelerin eteklerindeki beton yığınları, trafik karmaşası, kalabalığı ve gürültüsü ile bir kaos.... Ama bu mesafeden öylesine güzel... öylesine huzurlu görünüyor ki... Masmavi sevgililerin arasına ancak böylesine bir güzellik yakışırdı dedirtiyor...

Bilmesem Istanbul'u... yaşamasam Istanbul'da... o karmaşa ve keşmekeşten haberim olmasa her gün bir kez daha aşık olabilirdim bu şehre penceremden böylesine uzaktan seyrettikçe....

Ya geceleri???... Karanlıkların ortasında ışıl ışıl parlayan ışıkları ile yıldızları kıskandıracak kadar güzel bu kaos şehri... Oysa o ışıkların altında da devam ediyor o karmaşa ve keşmekeşlik...

Çok değil... sadece bir çeyrek asır önce Istanbul öylesine güzeldi ki, uzaktan hayran olur yaklaştıkça  hayranlığın artar yaşadıkça aşık olurdun... her gün bir kez daha aşık olurdun....




Bugün ise "seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" şarkısını söyletiyor... Istanbul'dan kaçmak isteyeceğimi birisi söylese inanmazdım ama ben bugün Istanbul'dan kaçmak başka bir diyarda hayat kurmak için uğraşıyorum... Aşkım da tükendi sabrım da tükendi.... Öngörülerimin çok ötesinde değişti... Risk hesaplarımın çok ötesine geçti yaşam zorlukları..



Istanbul'a benim aşkımı tüketen sadece ve sadece plansız yerleşim ve kontrol edilemez göç oldu...

Aşkımın can çekiştiğini görmek beni öfkelendiriyor aslında...

Sorguluyorum kendi kendime...

Nasıl oluyor da bir insan evladı dünyanın gözbebeği olan bir şehrin nefesini böylesine bir hoyratlıkla keser... ciğerlerini söküp alır...tarihi dokusunu yok eder...

Düşündükce içim acıyor... ama cevapları daha çok canımı acıtıyor...


Ama,

Çok şükür ki İstanbul Sahipsiz Değil...








Bunlar da ilginizi çekebilir...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...