11 Haz 2013

Helal olsun Gençlerimize....


Devrim denilen olgu bir anda ortaya çıkmaz ve her bir siyasi devrim, özünde aynı olmasına rağmen, aynen parmak izi gibi özgündür.. benzerlikleri vardır ama aynı değildir... eşsizdir... çünkü devrimi gerçekleştiren toplumun kendi iç dinamikleri ile biçimlenir.. kendi doğruları ile beslenir... kendi algılamaları ile beslenir... kendi acıları ile beslenir... halk denilen büyük kitlenin ortak sorunları ile beslenerek halkın tepkisi olarak ortaya çıkar.... ama özünde aynıdırlar...

Darbe denilen olgu da bir anda ortaya çıkmaz... darbeler de kendilerine özgündür... darbeler de bir tepkidir... ancak bir gurubun tepkisidir..  halkın genelini temsil etmez... belli bir zümrenin, belli bir süreç içerisinde hazırlanarak,  yönetimi belli bir süreç içerisinde zayıflatarak ele geçirmesidir...
Darbelerin Kanlı veya Kansız olması özünü değiştirmez...  söylemleri ne olursa olsun özünde darbeyi gerçekleştiren gurubun kendi talepleri vardır...geneli kapsamaz...
 
Bu ülkede 2 büyük askeri darbe yaşandı...
 
1incisi  1960 da diğeri 1980 de..  her ikisi de Askeri kaynaklı darbe...
ama başlama ve gelişme biçimleri açısından birbirine hiç benzemeyen 2 Askeri kaynaklı darbe...
 
 
İlk darbe...  Adnan Menderes yönetiminin dış borçlanmalarla sağladığı geçici ekonomik refahın ardından belli bir zümreyi kalkındırmasına rağmen geri kalanı hiçe saymasına karşı tırmanan halk
hoşnutsuzluğu ile destek bulan genç subayların gerçekleştirdiği bir darbe oldu... 1960 ihtilali yani 1960 devrimi diye adlandırmıştı halk...
 
 Bu genç subaylar darbenin gerçekleşmesi sonrasında kendi içlerinde anlaşmazlığa düştüler... ve  "halk için" çıktıkları yolda yöntemlerde anlaşamadılar ve güçlü olan bölümü, aslında itirazları ile denge unsuru olan diğer bölümünü sürgüne yollayarak tasfiye ettiler... yani çok seslilikten tek sesliliğe geçtiler... ve bu noktadan sonra da destek veren halk bu hareketi "darbe" olarak tanımlamaya başladı....
 
1960 darbecilerinin yaptıkları anayasa o günün dünyasına göre demokratik haklardan yana bir anayasa idi, halk alyanslarını verecek kadar destek vermişti...  TSK yönetimi değil... genç subaylar gerçekleştirmişti... umutlar vardı...

ama Türkeş de, kendisi ile yola çıkan arkadaşlarının farklı seslerini  durdurmayı onlara kulak vermeye-uzlaşmaya tercih etti... ve bu hareket daha o anlarda  ihtilal olmaktan çıkarak Darbe kimliğine dönüşmeye başladı... 
 
Menderes de basına sansür uyguluyordu... muhalif sesleri susturmayı tercih ediyordu... Türkeş de muhalif sesleri sürgüne yollayarak susturmaya başlamıştı...
 
1980 darbesi ise soğuk savaş dönemlerinin bir sonucu olarak Amerikan emperyalizminin Türkiye'de yükselmeye başlayan sosyalist harekete karşı giriştiği harekatın son perdesi oldu...  hedefi yönetim yani hükümet değil halktı.... Ancak uzun yıllar boyu yapılan yanlış bilgilendirmeler ve dökülen kanların birden durmuş olması ile halk uzun yıllar yanıltıldı...
 
Halk, 27 Mayıs Anayasasında bile mevcut olan özgürlüklerin kaldırıldığı tam bir darbe anayasasını onaylayacak kıvama, yanlış bilgilendirmeler, dökülen evlat kanları ve çekilen işkencelerle getirilmişti....  bu halk "daha fazla kan dökülmemesi"adına" oy verenlerin %92 si onayladı
özgür kuşların kanatlarını kıran anayasayı....
 
Ama bilen bilir...
 
Öğretilmiş korkular vardır...   öğretilmiş korkularla sindirmenin kolay olduğu bir gerçektir... ama öte yandan bir başka gerçek daha vardır...  toplumlar dinamiktir... hareketlidir... ve her şeyin  doyma noktası.... taşma noktası....  kusma noktası.....vardır...
 
Dedim ya bilen bilir diye...
 
Bir bilenler bu noktalara gelmeden çözüm yaratmak zorundaydılar...  çünkü her toplum ezildikçe kendi efsanelerine sıkı sıkıya sarılırlar.. ve bir gün o efsaneler gerçek kahramanları doğurur...
 
Üstelik de, dünyada her ne olursa olsun hiç durmadan ilerleyen bilim ve teknolojinin gelişimi de hızlanıyordu.....  eskiden olduğu gibi insanları izole etmek de olası değildi...
 
O halde... o noktaya gelmeden önlemler alınmalıydı....
 
İnsanların "kin" hafızaları hem çok güçlüdür hem de kördür...  "intikam" ziyafetinden daha cazip hiç bir davet olamaz....
 
İnsanların, somut veriler olmadığı için kitleleri  manipüle etmenin en kolay biçimi de "inanç" ları ile oynamaktır...   
 
İnsanların doğasında mevcut olan "güçlü olmak" hırsı da bu sofraya eklendiğinde... "hayır" diyebilecek irade çok ama çok nadir bulunabilecek bir iradedir...
 
Atatürk Cumhuriyeti'nin ortadan kaldırmaya çalıştığı, biat kültürü ile yaşayan Cemaatler biçilmiş kaftandır...
 
Cemaatler desteklendi....
 
Halkın, 80 darbesi ile öğretilmiş korkulardan sıyrılma noktasında cemaatler devreye girdi ve Erbakan Hoca kurban olarak seçildi.... çünkü Erbakan Hoca onlara istediklerini vermezdi....veremezdi de...
 
80 den bu yana aradan geçen süreç içerisinde.... o zamanın yaralı ve sindirilmiş gençlerin bir kısmı bugünün aydınları... rol modelleri... durumuna gelmişlerdi....  ve kendilerinden alınanların hesabını sorabilecekleri fırsatlar onlar için cazibe merkeziydi... küçük veya büyük içlerinde    "intikam" ateşi taşıyan önemli bir kitle....
 
ve TSK.... ülkedeki en iyi eğitimin verildiği kurumlardan birisi olmanın ötesinde,  dünyanın en büyük güçlerinden birisi.... Ortadoğu'nun güvencesi... ve kendilerinin dahil olmadığı bir harekete asla izin vermeyecek kadar güçlü.... 

ve bazı dini cemaatler ve Vatikan ile elele yepyeni bir islami  anlayışı halklara empoze ederek Ortadoğu'nun biçimlendirilmesi hedefi önüne konduğunda işbirliğine yanaşmayacak komutanların iş başında olduğu bir kurum...  içine sızılması zor... TSK yönetimini ele geçirmek, TSK'nın terfi yönetmelikleri ve uygulamaları ile uzun süreç istiyor...
 
ve buna benzer daha bir çok olgu......halkın kendi dinamiklerinin hesaplanması... zaafların... hassasiyetlerin hesaplanması... vs....
 
uzun süreli hazırlıklar sonucunda.... 28 Şubat bilinçli olarak yaratıldı.... 
 
28 Şubat ile başlayan sürecin sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi bu ülkenin 2002 de hükümeti oldu.... mazlum edebiyatı ile beslendi.... dinsel referanslar kullanarak beslendi.... ve sivil darbeyi gerçekleştirmek için istediği araçları eline geçirdi....
 
2003 Mart ayında ABD ve İngiliz askerleri Irak'a girdi..... "kendi yarattıkları diktatör Saddam'a karşı demokrasi getirmek üzere Irak halkına yardım etmek amacı ile"
 
İkinci ve üçüncü seçimlerde, üzerinden bir türlü şüphelerin kalkmadığı elektronik sistem ile yine hükümet oldu... ve adım adım hedefler üzerindeki engellerin ortadan kaldırılması planı devam etti...
 
"demokratik adımlar" tanımı ile perdelenerek  TSK temizliği başladı....
 
Ortadoğu ülkelerinde  "one minute" ile bir Tayyip Erdoğan sevgisi yaratıldı....
 
"Ortadoğu"nun eş başkanı" böylece resmen sahneye çıkmıştı...
 
Her şey planlandığı gibi gidiyordu.... ve en büyük desteği de "demokrasi" özlemiyle kıvranan aydın kesimleri kullanarak elde ettiler...
 
80 darbesinin intikamına... bir daha askerin böyle bir eyleme kalkışmasının önüne geçmek arzusuna... sivil ve demokratik yönetim gereğine olan ihtiyaca..... 17 yaşındaki gençlerin haksız yere asılmasının önüne geçmek gereğine... yapılan vurguları, gözlerinde yaşlarla.. hıçkırarak ağlamamak için  zor tutulan sesi ile...Nazım Hikmet şiirleri ile süsleyerek meydanlarda haykırdı Başbakan Erdoğan....

bugün aynı yaştaki gençlerin üzerine polisi orantısız şiddet kullanma emriyle salan Başbakan Erdoğan...  12 Eylül  adını bile anmayan... 28 Şubat mazlum edebiyatı ile kendisini hedefine taşıyacak seçmenini elinde tutmaya çalışan...
 
Ergenekon.. Balyoz... Şu... Bu... ve referandum ile onaylanan yeni yasalar..... ele geçirilen veya kontrol altına alınan medya... üniversiteler.... özel mahkemeler...v.s....v.s... derken....
 
Her şey tıkır tıkır işliyordu... arada bir çıkan çatlak sesler... " siyasi ve ekonomik söylemlerle sizi yanıltıyorlar... bunlar doğruyu söylemiyor" diyen sesler de bir türlü bastırılıyordu.....
 
Erdoğan'ın varlığı özellikle 3üncü dönem...  hedef plana ulaşmak için çok önemliydi...  Erdoğan da bunun farkındaydı....  Son demlere varmanın heyecanı... vaz geçilmez olmanın gururu.... ile, ülke içerisinde  attığı bazı adımlarda acele etti....  ufak tefek uyarıları da pek ciddiye almadı çünkü kendisine engel olabilecek hiç bir güçlü kurum kalmamıştı...  sindirilmiş veya ele geçirilmişlerdi... 
 
80 ihtilalinin başbakanı olan sonra da Cumhurbaşkanı olarak vefat eden bir Özal vardı bu ülkede....
kimileri tarafından sevildi kimileri tarafından sevilmedi.... 
 
ama yadsınmaz bir Özal gerçeği yaşandı bu ülkede....
 
uzun vadeli düşünmeyi tercih eden cesur bir yürek gerçeği....
 
benim gibi, Özal'ı sevmeyen birisinin bile kabul ettiği bir gerçek...
 
bir Özal devrimi yaşandı...
 
Özal bu ülkenin kendi üretimini yapmasını, kendi markasını yaratmasını savundu... ve dünya devleri ile rekabet edebilir olmasını istedi...   Menderes ve Erdoğan gibi  cahil değildi Ekonomi konusunda...
attığı adımları bilinçli attı.... Erdoğan gibi, tefecilik yapmaya özenerek faiz ödeme dönemi geldikçe ülkenin kaynaklarını satarak, borçlanarak esas faiz lobisine teslim etmedi ülkesini....
 
Bir yandan boynundaki yuları gevşek durması için çabalarken,  diğer yandan bu yulardan kurtulabilmek için adımlar atmaya çabaladı... 
 
Üzerindeki - o isimsiz - baskıları halka yansıtmadan... ve...halktan gelen tepki ve eleştirilere karşı sertleşmeden güler yüzle Türkiye'nin önünü açtı.....  çünkü ne yaptığının ve ne yapmak istediğinin bilincindeydi....
 
Planlar gereği apolitik yetişerek suyuna sabununa dokunmayacağı planlanan gençliğin zekasına ve dinamiklerine güvenerek, dünya ile entegre olması için şişedeki cini çıkarttı....
 
ömrünün yetmeyeceğini bilir gibisine öylesine acele etti ki...bu ani gelen değişimlere "aydınlar" bile tepki gösterdi...
 
Buzdağının görünen kısmı tepkileri çekti...
 
kimse oturup düşünmedi... böylesine muhafazakar yetişmiş bir insan... neden  muhafazakar algılamaların aksine bir yöntem ve yönde Türkiye'ye çağ atlatmak için bu denli acele ediyor diye.... Atatürk neden bu devrimlere ihtiyaç duymuştu diye düşünmedikleri gibi düşünmediler....
 
Ama bugün.....
 
80 den sonra... doğan nesiller.....
 
herhangi bir siyasi ön yargısı olmadan.... öğretilmiş korkuları olmadan.... global hak ve özgürlüklerine sahip çıkarak  "benim özgürlüklerime dokundurmam... ben de başkasınınkine dokunmam.... ben şiddet uygulamam... şiddet uygulamaya kalkanın karşısında da yılmam"  diyor.....
 
Medyaya uygulanan sansüre ve tüm yalan beyanlara şiddetle karşılık vermiyorlar...
 
sadece ellerindeki cep telefonları ile çektikleri görüntüleri sosyal medya üzerinden yayıyorlar...
şarkılarla... türkülerle.... gelişmiş bir mizah anlayışıyla.... tüm farklılıkları bir araya toplayarak güler yüzle tepki gösteriyorlar.....
 
Kendilerinden eski nesilleri... partileri.. sivil toplum örgütlerini.... işçileri.. emekçileri... aydınları... sanatçıları... dünya gençlerini....peşlerine takıyorlar....
 
Atatürk'ün askerleri değiller onlar... ellerinde silahla cepheye gitmiyorlar onlar... tam tersine savaşa karşılar.. silaha karşılar.... provokatörleri engellemeye çabalıyorlar....

Onlar....

Atatürk'ün güvendiği dinamik ve devrimci gençler......
tüm vatandaşların huzur içinde yaşadığı, halkın söz hakkının olduğu daha demokratik bir ülke isteyen....
 
 Atatürk'ün çocukları onlar.... 
 
 
Hepimizin... en başta hükümetin... sonra tüm partilerin... sonra tüm yöneticilerin.... tüm anne-babaların....ve hatta Ortadoğu projesinin mimarlarının oturup bir düşünmesi gerekiyor....
 
Ezberlerimizi bozdunuz....  
 
Helal olsun size gençler....

Siz bir devrim gerçekleştiriyorsunuz... 
Türkiye'de ilk kez halk kendi özgürlüğü.. kendi hakları için.. kendisi harekete geçti....
Sonuç ne olursa olsun... artık Türkiye yeni bir Türkiye....
 
bu noktadan sonra...
 
hükümetin başvurduğu şiddeti devam ettirmesi "bu ülkeyi kaosa sürükler"

Başbakan'ın ısrarla bu ülkeyi kaosa taşıyor olması güvenlik güçlerinin "emir kulu" olarak böylesine saldırması karşısında tek bir yorumum var....

Kendisinin aktif parçası olduğu Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde yapılanları biliyor.....son dönemlerde kendi içlerinde olan bir takım gelişmeleri biliyor...

Bütün bunlar yüzünden, hiç beklenmedik şekilde ortaya çıkan bu eylemin gerçekte ne olduğunu algılayamayacak kadar panik durumda.... ve bu panik onu yanlışa sürüklüyor...

oysa biraz oturup düşünse.... birazcık.... düşünse... ve sadece  Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak şöyle bir düşünse.....

Bir sivil vatandaş olan benim göremediklerimden fazlasını görebilir...

Bu gençlerin hiç de öyle kendisine karşı planlanmış bir oyunun parçası olmadıklarını görür... ve onlarla göğsü kabarır... TCnin Başbakanı olarak....





 

3 yorum:

  1. Atatürkle aydınlandık,
    Blogumdaki fotoğraflarıma bakmanızı rica ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle Atatürk ile aydınlandı bu ülke... yeni nesillerin içerisinden Atatürk gibi liderler çıkması dileğim...

      resimlerin çok güzel....

      Sil
    2. Yürekten destekliyorum..

      Sil

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...