29 Şub 2012

C'est la Vie...

Başım ağrıyor. Beynimin sol tarafında bir ağrı. Şiddetli değil..hani derler ya tatlı tatlı.. öyle işte.. ağrının tatlısı olur mu? Oluyor işte.. Rahatsız etmeden orada hayatının bir parçası olarak sürüyor işte... Varlığını hiç unutturmuyor.. belki soğuk algınlığından, belki stresten.. belki başka nedenden.. beni neden sevdi de böyle gelip yerleşti bilmiyorum..  ilaç da almadım.. şiddetlenirse bir ağrı kesici almayı düşünebilirim.. aksi takdirde sevmiyorum ilaç kullanmayı.. 
Biraz önce okudum Kadir İnanır'ın kanser olduğu haberini....Üzüldüm.. şifalar için dua ederken düşündüm.. bilmiyorum kaç benzer haber okudum, dinledim.. şu son bir kaç yıl içinde... kanser olmuş diye... Yakın çevremden kaç kişiyi alıp götürmesine şahitlik ettim.. Bir umut, bir umutsuzluk kollarında raksına şahitlikteyim kaç tane cananın..


Bir dönemin vebası, veremi, kolerası gibi,.. Bulaşıcı değil, ama yaygın.. yaygınlaşmaya devam ediyor sanki bulaşıcı gibi... çevremdeki bir çok insan bir tür kanser mücadelesinde... Kimi iyi oluyor, kimi de ölümle köşe kapmaca oynayarak veda ediyor. Çok zor diye düşünüyorum, her duyuşumda. Çok zor.. ölümle köşe kapmaca oynamak.. Saklambaç gibi değil. Keşke öyle olsaydı. Gizli bir köşeye saklanıp kaçılabilseydi ölümden, hazır olana dek..

Böylesi hastalıklar olmasaydı..  Hatta insanlar kendi ölüm günlerine kendileri karar veriyor olsalardı nasıl olurdu acaba?
Nikah davetiyesi gibi davetiyeler yazılır mıydı cenaze için? ‘Falanca gün, filanca saatte, şu mekanda yapılacak olan cenaze törenime teşriflerinizi rica ederim... ‘ şeklinde bir davetiye yollamak.. kendi cenazenin nasıl olacağına, kimlerin katılacağına karar vermek, mekanı seçmek, davetiyeleri hazırlamak.. istediklerinle vedalaşmak.. son yapmak istediklerini sırasıyla yapmak.. Elbette, en güzel cenaze töreni benimki olsun koşuşturması..
Olabilir miydi böyle bir şey? İnsanlar belli bir noktadan sonra ‘hadi artık benim gitme zamanım geldi’ diye, misafirlik yaptıkları evden ayrıldıkları gibi bu dünyadan da ayrılırlar mıydı?


Yoksa yaşlılıktan el-ayak tutmaz olunca, aile yakınları falan mı düzenlerlerdi cenaze törenlerini? Cenazeciler de reklamlar verirler miydi televizyon kanallarına..?! Özendirmek için cenaze törenlerine.. belki de bir çocuğa çikolata reklamı kadar cazip gelecek reklamlar verirlermiş... tıklanma rekorları kırarmış reklamları internet ortamında.. çocuk küçük ya.. tuttururmuş ‘anneeeee benim de cenazem olsun istiyorum….’  diye, cenaze levazımatçısına doğru çekiştirirmiş annesini, bakkala-oyuncakçıya çekiştirir gibi..
Dünyanın nüfusu ne olurdu? Yine bu kadar çok doğum olur muydu? Dünyanın kaynakları yeter miydi bu nüfusu beslemeye? Yoksa tam tersi mi olurdu? Bunalan her insan bir cenaze töreni düzenleyip terk-i diyar mı ederdi? Nüfus daha mı azalırdı her bir ekonomik krizde, işsizlikte, aşk acısında, dayak yediğinde, sarhoş olduğunda, ölüm partileri moda olduğunda…vs... Namus cinayeti kavramı da kalmazdı belki, çünkü kızlara kendi cenaze davetiyelerini hazırlatırlardı ‘kendi rızaları ile’..
Hazır olmak.. ölüme hazır olmak.. bu dünyadaki yaşam ile ilgili bütün umutların tükenmeden hazır olmak, olası mıdır ölüme? Hiç ama hiç sanmıyorum.. Bunalıp da kendini bilmem kaçıncı katın çatısına atanlar, bu yüzden dönmezler mi geri? O iyice incelmiş, kopmaya yüz tutmuş pamuk ipliğine bile, yaşamak adına sarılmazlar mı insanlar?
Macerayı seven bir tarafı olsa da insanın, ölümden sonrasının ne olacağını bilememek de yaşama tutunmaya bir neden..  Başımın ağrısı bile korktu kaçtı ‘ölüm’den dem vurunca… iki gündür mesken bellediği başımın sol tarafından..Birazdan geri gelecektir ya, neyse.. belki bir kahve molası istedi canı bir yerlerde..

Kanser de, elbet kaçacak bir gün.. yerine başka bir hastalık türünü ikame ederek.. Bilim insanları bu kez de, o yeni hastalığı yenmek için çalışacaklar.. hiçbir şey yoktan var olmazmış.. belki de en baskın durumda olanlardan başlayarak tek tek, yavaş yavaş yok ediyoruz ölümcül hastalıkları.. yoksa tam tersi mi? Biz mi geliştiriyoruz yeni yeni hastalıkları.. hani haşerelerin de bir süre sonra, verdiğin zehir yüzünden bağışıklık sistemleri değişirmiş, evrim geçirirmiş ya..pardon evrim değil mutasyon demeliydim.. hani mutasyona uğrarmış ya.. hani çok anladığımdan değil.. şurada burada okuduklarımdan aklımda kalanlarla.. belki hastalıklarımız da öyle.. belki de ikisi birden.. bilemiyorum… çok da umurumda değil esasında.. benim umurumda olan sadece sonuç kısmı.. sevdiklerim birer birer elveda diyor mu demiyor mu bu yeni çağın vebası yüzünden?.. diyorlar..Ben üzülüyor muyum onları kaybedince?.. üzülüyorum.. Ne kadar sevdiysem kaybettiğimi, o kadar üzülüyorum.. Bazen bir öleni  sevdiğim sanıyorum, sonra bir bakıyorum değilmiş.. seviniyorum sevdiğim değil diye, umursamadan orada cansız yatan bedeni de, yakınlarının acısını da.. Çünkü sıradan ve bencil bir insanım ben..
Sadece 'var olmak’, sevdiklerimle beraber ‘var olmak’, keyif aldıklarımla beraber ‘var olmak’ beni ilgilendiren kısmı sadece bu..
‘var’ olamayınca istediklerim, bazı bazı başımın ağrısı tutuyor böyle tatlı tatlı.. bazı bazı ise gözlerime yaşlar doluyor.. bazen sel bile oluveriyorlar, tükenmek istercesine..al bakalım hepsini birden de git başımızdan, dercesine..
Sonra bir kelebek uçuşuveriyor, nereden geldiği belirsiz... rengarenk.. kimi zaman mavili, kimi zaman yeşilli, kimi zaman beyaz benekli kapkaralığın üzerinde.. bir heyecan bürüyor içimi.. tatlı tatlı kıpırdanıyor yüreciğim.. biliyorum bencilce.. ama ben şimdilik yaşıyorum ya.. halen umutlarım var ya.. en sevdiklerim yanımda ya.. şu an keyfim tıkırında işte.. Şükürler olsun.. diyorum dua ederken ölüm meleği ile raks edenler için... vicdanım tedirgin bencilliğime.. kelebeğin canlandırdığı yüreğim, yarın için, kanatlarında umut kuşumun, ölüm hiç yazılmamışcasına benim kaderimde....
Ces't la Vie diyorum... Emerson, Lake & Palmer ile beraber, bir kez daha... çok eskilerden, bugüne her yeni bir kelebek peşine düştüğümde olduğu gibi..






16 yorum:

  1. yeşil kebelek benim:)
    Kanserle tanışıklığım çocukluğuma dayanıyor!
    En son, geçen yıl, dayımı aldı benden.Ölümün ne adresi belli, ne de zamanı.eğer ki zamanı belli olsaydı ve başımıza gelecekleri bilecek olsaydık, bu kadar rahat olup, keyif içinde, sorumsuzca hareket edebilir miydik?
    Hiç sanmıyorum ve olmaması da bizim hayrımıza.
    Kanser ürkütücü bir hastalık ama ölüm için bir vesile.
    Ölüm emri verilmişse, bizlere gönderilen mektubun rengi ha kırmızı olmuş, ha beyaz, ne fark eder ki?Mektubun içinde ki notta " ölüm vaktin geldi" diyor...

    YanıtlaSil
  2. çok haklısın yeşil kelebek,bilmemek daha hayırlı ölüm anının geldiğini, benim de babam ve dayım 1 ay ara ile gitti akciğer kanserinden..ve bir çok yakınım - arkadaşım en son daha dün bir arkadaşıma teşhis konuldu gırtlak kanseriymiş..

    YanıtlaSil
  3. babamı eylül ayında kanserden kaybettim..kaybediş anlarında elele ,helalleşerek ayrıldı bizden çok acı bir olay ..kanser artık her yerde kol gezer oldu işin en kötü yanı öleceğini bilmek, biz babamdan sakladık ve 5 yıl yaşatabildik...bilmek kişiyi çabucak çökertiyor...ama öleceğini bilmek kötü bir yaklaşım akşam nietzsche ağladığında diye kitabı okurken buna benzer bir söz geçiyordu nietzsch ağrılarından dolayı ölüm hakkı istiyordu.. gerçi bu tıpta ta tartışma konusu olmuştu ötönazi ......herkese acil şifalar öyle ya da böyle yiteceğiz buralardan ama ölüm belki de başka başlangıçlardır..

    YanıtlaSil
  4. Başın sağ olsun.. çok yeni daha acın, hele de bekleme süresi.. karşındakinin günden güne yitişii izlemek çaresizce.. öyle durumlar var ki, yaşatmak adına daha fazla acı çektirilmesi yerine ötönazi hakkı verilmeli diye düşünüyorum. Ama bunun suistimalinin de önlemleri olabilmeli. Yasalara sığınarak cinayetler işlenmemeli. Var olan hiç bir şey yok olmuyor tearisinden ve dinsel öğretilerden yola çıkarsak ölüm de yeni bir başlangıç. Değilse bile ben yeni başlangıç olduğuna inanmak ve inandırmak istiyorum.. yaşamın tek mutlak ve kaçışı olmayan olgusunu, geldiği zaman kabul etmekde zorlanmamak adına. En azından emin olduğum bir şey var. Öldüğüm zaman toprağa başlangıçta gübre olarak karışacak olan bedenim toprağa güç verecek ve üzerinde bitkiler yetişecek. Belki kuzuları doyuran bir ot belki altında korunulan bir ağaç kökleri toprağa sarılmış erozyon olmasın diye.. ve döngü böyle devam edecek.. biçim değiştirerek.. böyle düşündükçe korkmuyorum ölümden ve sevdiklerimin ölümünden. sadece onlara doyamadığıma üzülüyorum, onların yaşamak isteyip de yaşayamadıklarına.. ne çok yazdım neredeyse yeni bir post..
    sevgiyle kal..

    YanıtlaSil
  5. Nazım Hikmet' in şu dizeleri geldi aklıma...

    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile,
    mesala,
    zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani

    ağır bastığından.

    YanıtlaSil
  6. çok güzel söylemiş Nazım, hep güzel söyler zaten.. sen de güzel düşünmüşsün.. teşekkürler

    YanıtlaSil
  7. bilmek istemem, asla istemem :( aslında hepimiz kendi ölümümüzü içimizde taşıyoruz ama zamanla buna daha çok aklımızı yormaya başlıyoruz :( off :( sevgiler :)

    YanıtlaSil
  8. Haklısın, yaş ilerledikçe desek:) belki de bilmemek en iyisi.. ben kendi şahsıma bazen bilmenin, bazen de bilmemenin daha iyi olacağı konusunda gidip geliyorum.. özellikle bazı ötelediklerimi düşününce bilsem dediğim çok oluyor..

    YanıtlaSil
  9. kaldıramayacağımız dertlerle immtihan etmesin birleri Yaradan...
    çok zorr..
    yüreğine sağlık..
    paylaşımınız şöyle bir silkeledi beni..
    muhabbetle..

    YanıtlaSil
  10. teşekkür ederim.. sağlıkla ve sevgiyle kalın..

    YanıtlaSil
  11. İşte böyle durumlarda şükrediyorum halime..Benden daha kötüleri de var diye anımsıyorum...Sevdiklerim yanımda diyorum..Bencilce olur mu hiç? sanmıyorum..
    Şükredelim,dua edelim en güzeli işte..

    Rabbim göstermesin böyle bir acı..Hiç kimseye...


    Bir de düşündüm de.. her şeyi yapmaya gücü yeten insanoğlu şu hastalığa çare bulamadı..Ne abestliktir...

    YanıtlaSil
  12. Amin.. hiç kimse yaşamasın böyle acıları..

    YanıtlaSil
  13. kanser canımı çok acıttı benim. hala da devam ediyor sevdiklerimin peşine düştükçe.. bazen düşünüyorum, bunun için mi hayat, hastanelerde sürünmek, sonsuz acılar içinde kıvranmak, sevenlerinin boğazına bir yumru olup oturmak için mi?...sonra değiveiyor yaşamın tüyden hafif eli yanağıma; ki bazen sevdiğim, bazen oğlum bazen bir dostum oluyor, ya da düşüveriyor günüme, uzaklarda, hiç bilmediğim ama o an ondan daha yakınımda olmayan birinin sözcükleri..işte o zaman diyorum yine, gracias a la vida!..

    YanıtlaSil
  14. Gracias a la vida! başka yolu yok.. öylesine güzel özetlemişsin ki.. teşekkürler..

    YanıtlaSil
  15. Yaşamına son vermek insanın elinde olsaydı..
    Böylesi hastalıklar olmasaydı.. Hatta insanlar kendi ölüm günlerine kendileri karar veriyor olsalardı nasıl olurdu acaba?

    pek kimse kalmazdı şimdiye dek dünyada..bence..intihar edenleri,girişimde bulunan ve aklından geçirenleri hesap edersek..

    Benimde yakın bir arkadaşım bu kanser illetinin pençesinde...Bel ağrısıyla gittiği doktorlar uzun bir müddet hastalığın teşhisini koyamadılar..teşhis konulduğunda da iş işten geçmişti...Kemoterapi gördü bir müddet..yapılacak hiç birşey olmadığını söylediler..6 yaşındaki yavrusu ,sağ olan anne ve babası,kardeşleri,eşi ve dostları onun vedasını hiç istemeseler bile baklemekteler...ziyaretine gidiyorum..ona bakıyorum su içeceğim diye fırlayıp mutfağında göz yaşlarımı dindirmeye çalışıyorum..yanına gittiğimde iyi olacaksın günler yapacağız,şöyle yapacağız böyle yapacağız diye dilim söylesede içimden Allah ım ya şifaya kavuştur yada al yanına diyorum..onun zayıf,renksiz,çökmüş,bitkin haline artık dayanamıyorum..o nasıl dayanıyor bunca acıya,onca ağrıya artık morfin le durabiliyor..Allah ım Allah ım ol dersin herşey oluverir..Bu güzel kuluna şifa eyle yavrusuna,anasına,babasına,kardeşlerine ,bizlere bağışla..gönlüm yaşamasından yana ama acı çekmeden sapasağlam...
    ne yazık ki her gittiğimde biraz daha bitmiş ,tükenmiş...
    senin bahsettiğin bu olay olaydı ne olurdu?

    Allah C.C işine karışamayız tabiki..en iyisini en doğrusunu o bilir. hasta arkadaşım bu dünyada her acı çekişinde ahirette yerini hazırlamakta,dediler ki böyle acı çekenler öbür dünyada şefaatçi olacaklarmış..gönlümüz razı muyor onu öyle görmeye ,acılar içinde,sancılar içinde görmeye..
    Ümidimi kesmiyorum..mantık diyor ki sonu belli...gidecek..
    ümidim,inancım diyor ki ol dese rabbim neler olmaz..
    Olmaz olmaz deme olmaz olmaz..
    Allah ım bizi sevindirsin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah'ın planları dışına çıkılabildiğini düşünemiyorum.. Hepimiz için güzellikler nasip etsin.. arkadaşına şifalar diliyorum. çok zor.

      Sil

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...